Skip to main content

Başvurunun Özeti

Üst Klasman Yardımcı Hakem olan Serkan Akal TFF Merkez Hakem Kurulunun hakemlik statüsünü düşüren kararına karşı TFF Tahkim Kuruluna başvurmuş, Tahkim Kurulu, Akal’ın, duruşma talebine rağmen, duruşmasız olarak verdiği kararında talebini reddetmiştir. Akal talebinin yeniden incelenmesi için başvurmuş ancak bu başvurusu da reddedilmiştir. Aleyhine verilen kararlara karşı iç hukukta bir başvuru yolu bulunmadığından, Akal dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşımıştır. AİHM önünde Serkan Akal’ı temsil eden Av. Zeki Edebali, TFF Tahkim Kurulu’nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasındaki yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri olma şartını karşılamadığını öne sürerek müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Yargılama esnasında AİHM bağlantılı gördüğü 5 başvuruyu Ali Rıza ve Diğerleri v. Türkiye başvurusu adı altında birleştirmiş ve 28.01.2020 tarihinde diğer üç başvurucunun başvurusunu reddederken, Ali Rıza ve Serkan Akal’ın başvurularını kabul ederek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirtip her iki başvurucuya da tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Karar Spor Hukukumuz Açısından Bir Dönüşümün Başlangıcıdır

Önemle belirtmek gerekir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği bu karar basit bir ihlal ve tazminat kararı değildir. Bu karar Türk Spor Tarihinin Bosman Kararı’dır. Hatta Mahkeme’nin yaptığı tespitler bağlamında tüm uyuşmazlık çözüm sistemimiz bu karardan etkilenecek olup yapısal düzenlemeler gerekecektir. Zira TFF, kararın kesinleşmesini dahi beklemeden, Mahkemenin tespitleri hakkında FIFA ve UEFA ile iş birliği içerisinde inceleme ve değerlendirme çalışmalarının başlatıldığını” açıklayarak bu kararı büyük bir olgunlukla karşıladığını ve Mahkeme’nin tespitlerini dikkate aldığını açıkça ortaya koymuştur.

28 Ocak 2020 tarihinde açıklanan bu kararın bir önemi de bu kararın Pilot Karar olmasıdır. Mahkeme, bundan sonra önüne gelecek bu kapsamdaki tüm başvurularda uygulayacağı kriterleri bu kararla deklare etmiştir. Zira Mahkeme’de karar aşamasına gelmiş başka başvurular da bulunmaktadır. Kaldı ki Mahkemenin tespit ve değerlendirmeleri sadece TFF Tahkim Kurulu için değil hem diğer spor federasyonlarının kurulları hem de benzer nitelikteki tüm kurullar için geçerlidir. Bu nedenle bu kararı sadece TFF Tahkim Kurulu’na özgüleyerek daraltıcı bir yorum yapmak, kararın önemini bir ölçüde yadsımak olacaktır.

Kararın Kısa Bir Değerlendirmesi

AİHM, Tahkim Kurulunun bağımsız ve tarafsız bir mahkeme şartını sağlayıp sağlamadığına karar vermek için öncelikle Tahkim Kurulunun bir mahkeme gibi yargısal fonksiyonda bulunup bulunmadığını incelemiştir. Anayasanın 59. maddesinin 3. fıkrasına göre spor federasyonlarının, spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı yapılan itirazların tahkim kurullarınca münhasıran, bağlayıcı ve kesin olarak karara bağlandığına dikkat çeken AİHM, TFF Tahkim Kurulu’nun yasayla kurulan bir mahkeme statüsünü taşıdığını tespit etmiştir.

Bağımsızlık ve tarafsızlık açısından Tahkim Kurulu Üyeleri’nin atanma usulünü inceleyen AİHM, Tahkim Kurulu Üyeleri’nin TFF Başkanının önerisiyle TFF Yönetim Kurulu tarafından kanuni şartları sağladıkları sürece serbestçe atanmakta olduğunu belirtmiş ve TFF Yönetim Kurulu’nun çoğunlukla futbol kulüplerinin eski yöneticilerinden oluştuğunun altını çizmiştir.

AİHM ayrıca, Tahkim Kurulu Üyeleri’nin bağlı oldukları mesleki etik kurallarının bulunmadığını ve göreve başlarken yemin etmediklerini belirterek bu durumun bağımsızlık ve tarafsızlık şartları bakımından olumsuz etki yarattığını belirlemiştir. Gerçekten de Tahkim Kurulu Üyeleri’nin görevlerini kötüye kullanmaları halinde görevlerinden uzaklaştırılmalarını sağlayacak hiçbir mekanizma bulunmamaktadır.

Ayrıca Tahkim Kurulu Üyeleri’nin görev süresinin TFF Yönetim Kurulunun görev süresine bağlı olması da sorunlu bir noktadır.  Yönetim Kurulu’nun görev süresi ile Tahkim Kurulunun görev süresinin özdeşleştirilmesi, bu iki kurul arasında bir kader birliği oluşturmakla bağımsızlık ve tarafsızlık koşuluna aykırılık teşkil etmektedir. 

Sonuç olarak Yönetim Kurulu’nun ve Başkan’ın, Tahkim Kurulu üzerinde yapısal olarak büyük bir etkisi olduğu not edilmiş ve böyle bir yapıda Tahkim Kurulu’nun bağımsız ve tarafsız kalması mümkün görülmemiştir. 

Mahkeme Serkan Akal’ın duruşma talebinin reddedilmesinin ve hakkında duruşmasız karar verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine yönelik iddiasını da kabul edilebilir bulmuş, ancak zaten Tahkim Kurulu’nu bağımsız ve tarafsız kabul etmediği için bu iddiayı ayrıca ele almaya gerek görmemiştir.

Karar Kapsamında Atılması Gereken Adımlar

AİHM, başvurucular Ömer Kerim Ali Rıza ve Serkan Akal’ın adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine oybirliği ile karar vermiş ve manevi tazminata hükmetmiştir. Ama daha önemlisi, sorun TFF teşkilat yapısından kaynaklandığı için pilot karar alarak, herkesi bağlayacak genel kriterler oluşturmuştur. Bu bağlamda AİHM, Türkiye’den TFF Tahkim Kurulu’nun bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili sistemik/yapısal sorunu çözmesini istemiştir. Kararla birlikte Türkiye TFF Tahkim Kurulu’nun yapısını değiştirme ve bağımsızlığını kuvvetlendirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bunun için;

  • TFF mevzuatında bazı değişiklikler yapılması,
  • TFF Tahkim Kurulu Üyeleri’nin görev sürelerinin yeniden düzenlenmesi,
  • TFF Tahkim Kurulu Üyeleri’nin kulüp kontenjanları gözetilmeksizin tarafsız ve bağımsız olarak atanması,
  • TFF Tahkim Kurulu ve Üyeleri’ni dış etkilerden koruyarak, bağımsız çalışabilmelerini sağlayacak usul düzenlemelerinin yapılması,
  • Hem TFF Tahkim Kurulu’nun hem de Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun yapısının değiştirilerek, sabit hakem anlayışı yerine havuz sistemine dönülmesi veya CAS gibi, havuzlu ayrı bir Spor Tahkim Mahkemesi kurulması,

gibi değişikliklerin acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Tüm bunların yanı sıra bu karar, İnsan Hakları Hukuku İlkeleri’ne riayet etmeyen her yapının er ya da geç kendisini bu ilkeler doğrultusunda yeniden yapılandırmak zorunda kalacağını açıkça ortaya koymuştur.

Prof. Dr. Burak Gemalmaz’ın karara ilişkin daha geniş değerlendirmesini okumak için linke tıklayınız.