Skip to main content

Giriş

Nüfus artışı, toplumsal ihtiyaçlardaki değişim, teknolojinin getirdiği zaruri yenilikler ve şehirleşmenin doğurduğu ek ihtiyaçlar sanayileşmenin hızla artmasına sebep olmuştur. Özellikle ülke çapında 1970lerden bu yana hızlanmış olan sanayileşme hareketi, çevre sorunlarını da yanında getirmiştir. Özellikle yer seçimi ve planlamalardaki hatalar, verimli araziler ve çevrelerinin sanayi bölgesi olarak seçilmesi çevre sorununu arttırmakta, bu tesislerden çıkan atıklar hava, su, toprak, radyasyon ve gürültü gibi çevre kirliliklerine neden olmaktadır. 

Çevre kirliliğinin tarımda neden olduğu zararlar ve rekolte kaybı, üretim teknolojisi, atıkların nitelikleri, iklim koşulları, ve tarım ürünlerinin türüyle çeşidine bağlı olarak değişmektedir. Bu yazımız ile sanayi tesislerinin tarımsal araziler üzerindeki kirletici etkisinin sebep olduğu rekolte kaybı ve çevre sorunlarının mülkiyet hakkı ile ilişkisi incelenecektir. 

Çevre Hakkı ve Çevre Kirliliği

Anayasa’nın 56. Maddesi:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. 

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Anayasa kapsamında değerlendirildiğinde, çevre hakkı kavramı, “sağlıklı ve dengeli bir çevre” perspektifinden irdelenmelidir. Bu anlamda, 2872 sayılı Çevre Kanunun 2. Maddesiyle insan yaşamını da çevreleyen ve fiziksel, ekonomik, kültürel bir bütün kabul edilmiştir. Görülmektedir ki, hukukumuzda çevre hakkı insan odaklı, insan yaşamı ve kalkınma kavramları içerisinde getirilen diğer hükümlerle de birlikte değerlendirilmeye alınmıştır. 

2872 sayılı Çevre Kanunun 2. Maddesi ile çevre kirliliği ise, çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etki olarak tanımlanmıştır. 

Çevre kirliliğinin etkileri doğrudan veya dolaylı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayileşme artışı neticesinde başta hava olmak üzere su ve toprak kirliliği giderek artmaktadır. Özellikle kirliliğin önlenmesi gayesi ile tüm dünya devletleri endüstri ve sanayi kuruluşlarının uyması gereken birtakım kurallar belirlemiştir. Bunun yanı sıra bu kuruluşlar sıkı olarak denetlenmektedir. 

Çoğunlukla kalkınma faaliyetleri ile çevre hakkı dengeli ve paralel bir düzlemi takip etmemektedir. Hatta bu iki kavramın doğru tasarlanmış, etkili ve uzun vadeli kalkınma programları olmaksızın çoğu zaman birbirini ilga etmekte olduğu yadsınamaz. 

Çevre Hakkının Mülkiyet Hakkı ile Değerlendirilmesi ve Tarım Arazileri ile Tarımsal Üretimin Çevre Kirliliği Karşısındaki Durumu

2872 sayılı Çevre Kanununa göre “çevre, her şeyden önce vatandaşların ‘ortak varlığı’dır. Şu kavramlar sıralanmaktadır maddede: ‘korunma’, ‘iyileştirme’, ‘uygun şekilde kullanma’, ‘önleme’, ‘geliştirme’, ‘güven altına alma’, ‘düzenleme.’Bu araçların somutlaştıracağı amaçlar şunlardır: Çevre korunacak ve iyileştirilecek; arazi ve doğal kaynaklar uygun biçimde kullanılacak; su, toprak ve hava kirliliği önlenecek; bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginlikler korunacak; kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyi geliştirilecek ve güvence altına alınacak; önlemler hukuki ve teknik esaslara göre düzenlenecektir.”

Anayasanın “Toprak Mülkiyeti” başlıklı 44. Maddesi aşağıdaki gibidir:

“Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.”

Anayasa ile devlete toprağın verimini korumak, geliştirmek yükümü düzenlenmiştir. Bu maddeye ek olarak ise Anayasanın 45. Maddesi ile de tarım arazilerinin ve meraların tahribini önlemek yükümü getirilmiştir. Bu anlamda devletin, aktif olarak çevre hakkı perspektifinde de, tarım arazilerinin verimli olarak işletilmesini sağlaması, koruması ve rekolte kaybı yaratacak dış etkenleri önlemesi gerekmektedir. Anayasa ile su kaynaklarının da korunması açısından devlete yükümlülükler getirilmiştir. 

Unutulmamalıdır ki, yerküre tüm canlıların ve katmanların etkileşim içerisinde olduğu bir düzeneğe sahiptir. Bu anlamda, hava, su veya toprak varlığının kirlenmesi durumlarında her birinin birbirinden etkilendiği açıktır. Tarımsal üretimde kullanılacak zehirli gübrelerin yer altı kaynaklarını olumsuz etkileyebileceği gibi denetimsiz olarak sanayi atıklarının doğrudan tarım arazisini etkileyen bir su kanalına bırakılmasının da bu araziyi olumsuz etkileyebileceği ve rekolte kaybı yaratacağı ortadadır. 

Tüm bu yaklaşımlar ele alındığında, çevre hakkı ile mülkiyet hakkının esasen iç içe geçmekte olduğu görülmektedir. Bu anlamda, hem devlete hem de vatandaşlara ödevler düştüğü gibi, bireylerin kendi mülkiyetleri kapsamında da talep haklarının olduğu yadsınamaz niteliktedir. 

A. Tarım, Tarım Arazisi, Tarımsal Üretim Kavramı

a.1. Tarım 

5488 sayılı Tarım Kanunun 2. Maddesine göre tarım, doğal kaynakların uygun giderlerle birlikte kullanarak yapılan her türlü üretim, yetiştirme, işleme ve pazarlama faaliyetleridir. 

a.2. Tarım Arazisi

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3. Maddesinde, tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilere, tarım arazisi denilmektedir.

a.3. Tarımsal Üretim

5488 sayılı Tarım Kanunun 2. Maddesine göre tarımsal üretim, toprak, su ve biyolojik kaynaklar ile birlikte tarımsal girdiler kullanılarak yapılan bitkisel, hayvansal, su ürünleri, mikroorganizma ve enerji üretimini ifade eder. 

B. Çevre Kirliliğinin Tarım Arazileri ve Tarımsal Üretim Üzerindeki Etkileri

Tarımsal çevre kirliliğinde temel etkenin hızlı nüfus artışı ve tüketim dengesizliği olduğu açıktır. İsraf, oburluk, tarımsal üretimde arz ve talep eşitsizliği gibi durumlar da daha çok üretimi tetiklemektedir. Bu nedenle tarım arazileri salt tarımsal üretim yolları ile dahi kirlenmektedir. Ancak bu husus incelememiz dışında başka bir etmen olduğu için üzerinde durulmayacaktır. 

Kontrolsüz sanayi işletmelerinin yarattığı çevre kirliliği, tarım arazilerine yüksek oranda zarar vermekte ve rekolte kaybı yaratmaktadır. Yapılan incelemelerin özet birkaç değerlendirilmesi yapılırsa bu durum açığa kavuşacaktır.

b.1. TÜGSAŞ ve KBİ Örnekleri

“Kükürtçe zengin maddeleri işleyen sanayi tesisleri ve kükürt düzeyi yüksek linyit yakan termik santrallerin kontrolsuz baca gazları çevreyi olumsuz yönde etkilemektedir. Buna Göktaş (Murgul) Bakır Fabrikası, Yatağan, Orhaneli ve diğer yörelerdeki termik santraller, çimento fabrikaları ve Samsun–Tekkeköy’deki TÜGSAŞ ve KBİ örnek olarak gösterilebilir. Nitekim bu kuruluşlar, bölgede önemli ölçüde kirliliğine neden olmakta, böylece tarım ürünleri, ormanlar, materyaller ve insan sağlığı oluşan kirlilikten olumsuz etkilenmektedir.”

Yapılan anket çalışmalarında bu kuruluşların aktif hale gelmesinden araştırma sonuçlarının ortaya konduğu tarihe kadarki tarımsal üretim ve etkileri incelenmiş, neticesinde tarımsal üretimdeki verimin %30 azaldığı (Rekolte Kaybı) ortaya konmuştur. İnceleme alanı, işletmelerin rüzgar nedeniyle yaşanabilecek kirliliğin 15 km çapı mesafesi ile sınırlandırılmış olup doğrudan zarar gören alanı temsil etmektedir. Verilerin karşılaştırılması için bölgede bu tesislerden etkilenmeyen alanların verimi incelenmiş bunun dışındaki birçok parametre dikkate alınarak araştırma sonuçları hazırlanmıştır. Buna göre, “Atıklar bir yandan ormanlar ve meyve bahçeleri gibi çok yıllık bitkileri tahrip etmekte ve diğer taraftan da tütün, sebze ve tahıllar gibi tek yıllık bitkilere zarar vermektedir. 1974 yılından itibaren bu kuruluş üreticilere kirlilik zararından dolayı tazminat ödemektedir. Tütün, kara lahana, marul, ıspanak, buğday ve meyve ağaçlarında oluşan zararlar için tazminat ödenmiştir. Bölgede kirliliğin hayvan ve materyallerde oluşturduğu zararlarla ilgili olarak herhangi bir yılda tazminat ödenmemiştir. 1974–1994 döneminde TÜGSAŞ ve KBİ aleyhine 39.651 adet tazminat davası açılmış ve 1994 yılı fiyatları ile yapılan ödemeler 704.557.800.000 TL olmuştur.”

İncelemede her iki kurumun yıllık çevreye toplam 54.828.000 kg SO2 vermektedir. Bunun neticesinde oluşan asit yağmurları dâhil olmak üzere materyal zararları toplamı 878.602.832.800 TL olduğu tespit edilmiştir.

b.2. Çanakkale – Termik Santraller

HEAL – Sağlık ve Çevre Birliğinin “İletişim Kiti: Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” Raporunun Çanakkale İçin Özeti başlıklı yazıda, Çanakkale ve özellikle Çan ilçesinde kurulan termik santrallerin limit değerlerinin çok üzerinde kükürt salınımı yapmakta olduğu ortaya konmuştur. Bu durumun hava ve toprak kirliliği üzerinde açık etkileri olduğu tespit edilmiştir. Özellikle meydana gelecek olan asit yağmurlarının tarım alanlarına, ekosisteme ve mülklere zarar vereceği birçok inceleme ile ortaya konmuştur.

b.3. Aydın – Jeotermaller

Yazımızda çevre kirliliği açısından ele alacağımız bir diğer örnekse Aydın’daki jeotermal işletmeleridir. Büyük Menderes Havzası üzerindeki çevresel incelemelerde, jeotermal atık sular yüksek miktarda tuz, bor, tarımsal üretim için zararlı madde, arsenik gibi fiziksel zehirli maddeler ve su kirliliği yapan maddeler içerdiği için, jeotermal akışkanların kontrolsüz olarak yüzey üstü su kaynaklarına boşaltılması durumunda yüzey ve yeraltı suları kirlenmekte olduğu ayrıca yüksek derişimler, hem kullanılan yüzey ve yeraltı suları, hem de toprak için tehdit oluşturmakta olduğu ortaya konmuştur. Uygulanan vahşi deşarj yöntemleri ile jeotermal akışkanların bilimsel gerekliliklere ve ilgili mevzuata aykırı biçimde Büyük Menderes nehrine deşarj edilmesi sonucu zararlı ve yüksek oranda kimyasallarla nehrin kirletilmesi halk sağlığı yanı sıra, başta incir, zeytin, üzüm ve pamuk olmak üzere tarımsal üretimin sağlıklı sürdürülebilirliği açısından çok ciddi tehdit oluşturma olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun ürün kalitesini düşürdüğü gibi  rekolte kaybı da yarattığı tartışmasızdır.

Tarımsal Üretime Dayalı Zararın Tazminine İlişkin Yöntemler ve Zarar Tespitinde Dikkate Alınması Gereken Hususlar

Çevre kirliliği yaratan tesisler nedeniyle uğranılan tarımsal üretim düşüşüne (rekolte kaybı) dayalı maddi zararların bu tesislerden tazmini mümkündür. Haksız eyleme dayalı olarak maddi tazminat başvurusunda bulunularak malvarlığındaki bu azalmalar talep edilebilecektir. Bu başvurularda salt olarak ürün zarar kaybı değil aynı zamanda arazinin taşınmaz değer kaybının da tazmini istenebilecektir. 

Zararın durdurulması ve giderimi ile ilgili olarak genel olarak başvurulacak hukuki dayanaklar ise şu şekildedir: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu gereğince haksız fiil sorumluluğu (Yazımız ile alınan hususlar somut olaya göre, alt başlık olarak tehlike sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk hükümlerini de kapsamaktadır), 2872 sayılı Çevre Kanunu çerçevesinde, md. 28’de kendisini bir kusursuz sorumluluk şekli olarak gösteren “Kirleten Öder” İlkesi ve son olarak da 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 737 – 750. Maddeleri arasında düzenlenen komşuluk haklarına dayalı taşınmazların mülkiyet hakkına yönelik getirilen sınırlamalar. 

  1. Kömürler Yolu Davası

Söz konusu davada, davalı Kara Yolları Genel Müdürlüğünün, Gaziantep Kömürler Yolunun kaplama işinin yapılmasını eser sözleşmesiyle diğer davalıya vermiş, diğer davalı ise, davalı idarenin gösterdiği saha üzerinde ve önceden tespit edilmiş projelere göre şantiye kurarak çalıştırmaya başlamıştır. Çalışmalar sırasında taş kırma ve elek tesislerinde eleme esnasında çıkan tozlar ile bitümlü sıcak karışım hazırlanırken meydana gelen is ve dumanlarla tarım arazisi üzerinde çevreyi kirleterek davacıya verdiği zararla ilgili dava açılmıştır. Dava sonunda Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, çevre kirlenmesinden doğan sorumluluğun ağırlaştırılmış bir objektif sorumluluk olduğunu ve kamu tüzel kişilerinin çevreye verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu, kirlenmenin, kamu yararı gibi kavramlardan tamamen bağımsız nitelikte olduğunu, Çevre Kanununun, çevrenin kirletilmemesi hususunda uyulması gereken kurallarının, tüm özel ve tüzel kişileri bağlayıcı nitelikte olduğunu, kamu tüzel kişilerinin, çevreyi kirletme açısından eylemlerinde idari emir ve kurallara göre hareket edeceklerini söylemenin yasanın amacı ve açık hükümleriyle bağdaşmayacağını, davalı idarenin çevreyi kirleten ve davacılara zarar veren çalışmanın nereye ve nasıl yapılacağını belirlemekle çevrenin kirletilmesine dolaylı olarak katıldığını ifade ederek hüküm kurmuştur.

  1. Elbistan Termik Santrali Davası

Yargıtay Elbistan B Termik Santral İşletme Sahalarına dayalı davalarda yaptığı incelemeler neticesinde, çevre kirliliğine dayalı ürün ve taşınmaz değer kaybı tespitinde aşağıdaki kıstasların rekolte kaybı hesaplanırken dikkate alınması gerektiğini belirlemiştir:

  • Ziraat Fakülteleri’nin toprak, bitki ve tarım ekonomisi bölümlerinden seçilen uzman üç akademisyen ile çevre mühendisi ve dava konusu yerlerle ilgili bilgi ve deneyimi bulunan ziraat mühendisi ile fen bilirkişisinden oluşacak bilirkişi kurulu aracılığı ile taşınmazlar üzerinde “hasattan önce” keşif yapılmalıdır.
  • Keşif sırasında, taşınmazlardan yeteri kadar toprak ve bitki örnekleri toplanmalı, ayrıca karşılaştırma yapılabilmesi için santrallerin etki alanı dışındaki taşınmazlardan şahit toprak ve bitki numuneleri ile santrallere komşu taşınmazlardan toprak ve bitki numuneleri alınmalı ve analiz yaptırılmalıdır.
  • Bilirkişi heyeti tarafından, bitkilerin başak, yaprak ve kökleri yerinde incelenmeli, boyları, gövde kalınlıkları gözlemlenmeli, kökleri çekilerek kök yapılarında çürüklük olup olmadığına bakılmalı, bitki yaprak ayalarının genişliği ve parlaklığı kontrol edilmeli, bitki yüzeylerinde normalin dışında bir toz birikimi ve plaklaşmış baca gazı artığı olup olmadığı denetlenmeli ve edinilen gözlem sonuçları bilirkişi raporunda açıklanmalıdır. Ayrıca ürünlerin yakından ve anlaşılır şekilde, yeteri kadar fotoğrafları çekilerek dosyaya alınmalıdır.
  • Toprak ve bitki analiz sonuçları ile yapılan gözlem sonucu tespit edilen hususlar, taşınmazların santrallere uzaklıkları ve konumları, hakim rüzgar yönüne ilişkin meteoroloji verileri, santrallerin çalışma kapasiteleri ve zamanları değerlendirilerek, toplam metal değerleri ile alınabilir metal değerleri tespit edilip, gerek yasal sınır değerler gerekse literatürde kabul edilen değerler ile kıyaslanarak, toprağın doğal yapısının bu sonuçlara etkileri açıklanarak, zarara uğradığı ve rekolte kaybı yaşandığı iddia olunan taşınmazlarda santrallerden kaynaklı bir zarar doğup doğmadığı tereddüde yer vermeyecek şekilde tespit edilmelidir.
  • Yapılacak incelemede, brüt gelirden üretim giderleri çıkarılarak net gelir belirlenecektir ve hangi yıla ilişkin ürün zararı ve rekolte kaybı isteniyorsa o yıla ilişkin veriler getirtilerek bunlar esas alınmalıdır. (Yargıtay 4. HD. E.2019/1647 K. 2019/6027 T. 16.12.2019, Yargıtay 4. HD. E.2019/2782 K.2020/444 T. 10.02.2020, Yargıtay 4. HD. E.2019/2435 K.2020/607 T. 17.02.2020)
  1. Ergene Nehri Kirliliği 

Dava, ekilen çeltiklerin kuruması ve rekolte kaybı oluşması üzerine Ergene Nehrinin kirli suları ile sulanması sonucunda oluşan zarar nedeniyle ikame edilmiştir. Davacılar rekolte kaybı sonucu oluşan bu zararın tazmini için idarenin Anayasa ve kanunlardan dolayı görev ve yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiası ile Çevre Bakanlığı aleyhine tazminat talebinde bulunmuşlardır. Yapılan incelemede, bölgede sanayi tesislerinin bulunduğu, bu tesislerin bölgede üretim yapmasına rağmen arıtma tesislerinin bulunmadığı ve atık sularının doğrudan Ergene Nehrine dökülmekte olduğu tespit edilmiştir. Nehrin 4. Sınıf kirli su özelliğinde kabul edildiği, tarımsal amaçlı kullanılamayacağı, çeltiklerin bu nedenle zarar gördüğüve rekolte kaybı oluştuğu tespit edilerek Edirne İdare Mahkemesi tarafından tazminata hükmedilmiştir. Karar, Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne il sınırları içerisinde kalan çok sayıda endüstriyel kuruluş atıklarının doğrudan veya dolaylı olarak Ergene Nehrine boşaltılması, davacının ekimini yaptığı çeltiğin en fazla ihtiyaç duyduğu suyun o bölgedeki alternatifsiz tek kaynağı olan Ergene Nehri’nin oldukça kirli hale gelen suyu ile sulanması sonucu hasat edilemez duruma gelmesi veya rekolte kaybı nedeniyle zarar doğması hasebiyle Danıştay tarafından onanmıştır (Danıştay 6. İdare Mahkemesi 1999/2949 E. 2000/5145 K. 17.10.2000 T.)

Sonuç 

Unutulmamalıdır ki, çevre salt vatandaşların değil, tüm canlıların ortak varlığıdır. Hava, su ve toprak kirliliği doğrudan tüm canlıları etkilemekte ve küresel çapta sonuçlar doğurmaktadır. Gerek beden bütünlüğünü tehdit eden gerekse malvarlığı açısından kayıplara yol açan tesislere oluşan zararın giderilmesi için başvurulması mümkündür. Tarım alanlarının uğradığı verim ve rekolte kaybı bu anlamda tazmin edilebilecek mahiyettedir. Ayrıca ödenecek tazminatlar nedeniyle, kirliliğe sebep olan işletmelerin veya idarenin, kirliliği azaltmak adına tedbirler almak zorunda kalacağı da izahtan varestedir. Kanaatimizce, tüm bu hususlar göz önüne alındığında bu başvurular sayesinde başvurucular hem mal varlıklarında meydana gelecek zararları tazmin edebilecek hem de çevrenin korunmasına katkı sağlayacaklardır. Ancak bir çok vakada illiyet bağı kurmak çok kolay olmadığından yapılacak hukuki girişimlerde başvuru usulünün ve yargı kararlarıyla belirlenen ilkelerin çok iyi bilinmesi ve somut vakaya iyi şekilde uygulanması gerekmektedir.

KAYNAKLAR

Anayasa, Online Erişim: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf Erişim Tarihi: 27.05.2020

ALICA, Süheyla, “Çevre Denetiminde İdarenin Sorumluluğu”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XV, Y.2011, S.4.

AYTAÇ, Orhan, “Termik Santral Yoğunlaşma Sorunu”, TMMOB 11. Enerji Sempozyumu, Adana, 2011, sf.28, Online Erişim: https://enerji.mmo.org.tr/wp-content/uploads/2019/03/TermikSantralYo%C4%9Funla%C5%9Fmas%C4%B1_TMMOB_11.Enerji_Sempozyumu_Adana_OrhanAyta%C3%A7_14.12.2017.pdf Erişim Tarihi: 20.05.2020 

AYTAÇ/YILMAZ, “Türkiye’de Termik Santrallerin Durumu ve Çanakkale (Lapseki – Biga) İncelemesi, Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi, 2017, Online Erişim: https://enerji.mmo.org.tr/wp-content/uploads/2019/03/TermikSantrallerVeLapsekiBigaYo%C4%9Funla%C5%9Fmas%C4%B1_EEMKON_2017_%C5%9EayendeY%C4%B1lmaz_OrhanAyta%C3%A7_18.11.2017.pdf Erişim Tarihi: 20.05.2020

Çevre Kanunu, Online Erişim: https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2872.pdf. Erişim Tarihi: 17.05.2020

DEMİRCİ, Şerife, “Çevre Hakkı Hangi Canlıya Haktır ve Kimin Ödevidir?”, Kastamonu İletişim Araştırma Dergisi, S:3, Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi, Süreli Elektronik Dergi, Güz 2019, Online Erişim: file:///C:/Users/Tu%C4%9F%C3%A7e/Downloads/63-224-2-PB.pdf Erişim Tarihi: 27.05.2020

GEMALMAZ, Mehmet Semih, “Bir İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı ve Türk Düzenlemesi” Online Erişim: https://cdn.istanbul.edu.tr/file/1CD58DF90A/94962DC21B914AACBECF9B89C106694D?doi= Erişim Tarihi: 12.05.2020

GÜDÜK, Zeynep, “Türk Mevzuatında Çevreyi Kirletenin Hukuki Sorumluluğu” TBB Dergisi, 2017, sf.204,  Online Erişim: http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-130-1659 Erişim Tarihi: 20.05.2020 

HEAL, “İletişim Kiti: Çanakkale, İzmir, Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” Raporunun Çanakkale İçin Özeti, Online Erişim: https://www.env-health.org/wp-content/uploads/2018/06/2018_HEAL_Canakkale_Termik-Saglik_Ozet.pdf Erişim Tarihi: 20.05.2020

TANRIVERMİŞ/MÜLAYİM, “Sanayinin Neden Olduğu Çevre Kirliliğinin Tarıma Verdiği Zararların Değerinin Biçilmesi: Samsun Gübre (TÜGSAŞ) ve Karadeniz Bakır (KBİ) Sanayileri Örneği” Online Erişim: http://journals.tubitak.gov.tr/agriculture/issues/tar-99-23-3/tar-23-3-10-97016.pdf Erişim Tarihi: 20.05.2020

TMMOB Yönetim Kurulu, “Jeotermal Enerji Santrallerinin Çevresel Etkileri” Ön Raporu Özeti, Online Erişim: http://www.kmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=4732&tipi=2&sube=0 , Erişim Tarihi: 20.05.2020

YILDIZ, Nesrin Astam, “Tarımsal Faaliyetlerin Çevre Kirliliği Üzerine Etkileri”, Online Erişim: https://atauni.edu.tr/yuklemeler/ab0101aee211b1d48876061170edfe80.pdf, Erişim Tarihi: 11.05.2020