Skip to main content

2019 yılı sonunda Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve maalesef ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyaya yayılan Covid-19 virüsü yüksek bulaşıcılığı nedeniyle olağanüstü tedbirler alınmasını gerektirmiş, sosyal ve ekonomik hayatı sekteye uğratmıştır. Bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olan Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart 2020 tarihinde Covid-19 salgınını pandemi ilan etmiş, bunun sonucunda pek çok özel işletme çalışanların sağlığı ve toplum sağlığını korumak adına faaliyetlerini tatil etmiş veya evden çalışma düzenine geçmiştir. Bunun yanısıra kafeler, tiyatrolar, yüzme havuzları gibi pek çok işletme, resmi makamların kararı ile geçici olarak kapatılmış, alışveriş merkezlerinin çalışma saatleri 10:00-22:00 iken 12:00-20:00 olarak güncellenmiştir.

Toplum sağlığı açısından elzem olan bu tedbirlerin bazı sözleşmelerin ifasını engellemesi veya zorlaştırması kaçınılmazdır. Bu makalede bu tedbirlerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanunu kapsamında sözleşmelerin ifasına olan etkisi irdelenecektir.

Bu tedbirler yahut pandeminin kendisi nedeniyle ifanın güçleşmesi veya imkansızlaşması durumları farklı hukuki rejimlere tabidir. Aşağıda önce ifa imkansızlığını (m. 136, m.137), ardından aşırı ifa güçlüğünü (m.138) inceleyeceğiz.

I- İfanın İmkansızlaşması

TBK’nın 136. ve 137. maddelerinde düzenlenen ifa imkansızlığı sözleşme konusu edimin ifasının tarafların kusuru olmaksızın hukuki veya fiili olarak imkansız hale gelmesinin şartlarını ve sonuçlarını düzenlemektedir. 

Hukuki imkansızlık ifanın mevzuat gereği imkansızlaşmasıdır. Örneğin İçişleri Bakanlığı’nın 21 Mart 2020 tarihinde tüm il valilerine gönderdiği genelge ile kuaförler kapatılmıştır. Kuaförün daha önceden planlanan bir düğün için verdiği bir gelin başı yapma sözü varsa bu borç artık hukuki ifa imkansızlığı kapsamında değerlendirilecektir.

Fiili imkansızlık ise ifanın gerçekleşmesinde hukuken bir sakınca olmasa da fiilen ifanın mümkün olmamasıdır. Örneğin Covid-19 virüsüne kapılan bir kişinin belirli bir tarihte şahsen yerine getirmekle yükümlü olduğu edimi yerine getirmesi fiilen imkansız hale gelmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus imkansızlıktır. Edimin yerine getirilmesinin zorlaşması, olağanüstü çaba gerektirmesi veya gecikmesi imkansız olduğu anlamına gelmemektedir. İmkansızlık için kelimenin gerçek anlamıyla ifanın artık mümkün olmaması gerekmektedir. 

TBK imkansızlığı ikiye ayırmıştır. Borcun ifası tamamen imkansızlaşmışsa tam ifa imkansızlığı, kısmen imkansızlaşmışsa kısmi ifa imkansızlığı söz konusu olacaktır.

A. Tam İfa İmkansızlığı

MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. 

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. 

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.”

Hüküm uyarınca borcunu ifa etmesi imkansız hale gelen borçlu, bunu derhal karşı tarafa bildirmekle yükümlüdür. Geç bildirme veya hiç bildirmeme halinde borçlunun imkansızlaşan borçtan kurtulması durumu değişmemektedir. Borçlu yalnızca imkansızlığın geç bildirmesi veya bildirmemesi nedeniyle oluşan zararlardan sorumludur. Ancak gerçekleşen imkansızlık hali herkesçe bilhassa alacaklı tarafından bilinmesi beklenen bir olguysa bildirim yükümlülüğü bulunmayacaktır.

İmkansızlığın ortaya çıkması ile borçlunun borcu ortadan kalktığı gibi alacaklıdan karşı edimi talep etme hakkı da ortadan kalkar. Eğer karşı taraf karşı edimi halihazırda ifa ettiyse borçlu, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre aldığı edimi iade etmekle yükümlüdür. Ancak kanunen veya sözleşme uyarınca borcun ifasından önce doğan hasar alacaklıya yükletilmişse karşı edimi ifa eden alacaklının edimini geri isteme hakkı olmayacaktır. Fakat ilgili sözleşme hükmü borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmesi ile ilgili değil de ifa edilen edimin geri istenilemeyeceğine yönelik bir kayıtsa Yargıtay bu kayıtları geçersiz sayma eğilimindedir.

B. Kısmi İfa İmkansızlığı

MADDE 137- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. 

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.”

Bu hükme göre ise borcun yalnızca bir kısmının ifası imkansız hale gelmişse oluşacak hukuki durum düzenlenmiştir. Eğer borç tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmeyse yani alacaklı borçlunun borcunu ödemesi karşılığında bir karşı edimde bulunmayı taahhüt etmemişse maddenin ilk fıkrası uygulanacaktır. Buna göre kısmi ifa imkansızlığı halinde kural olarak borçlu borcunun imkansız hale gelen kısmından kurtulur. Ancak tüm şartlar değerlendirildiğinde bu imkansızlığın bilinmesi halinde sözleşmenin yapılmayacağı anlaşılıyorsa borç tamamen sona erer.

İki tarafa da borç yükleyen sözeşmeler ise farklı bir rejime tabidir. İki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin ifası kısmen imkansız hale gelirse borcun imkansızlaşan kısım oranında azaltılması için alacaklının rızası gerekecektir. Alacaklı rıza gösterdiği takdirde borçlunun borcunun imkansızlaşan kısmının ortadam kalkması karşılığında alacaklının borcu da orantılı olarak azalacaktır. Ancak alacaklının borcu bölünebilir nitelikte değilse bu hüküm uygulanmayacak, tam imkansızlığa dair hüküm uygulanacaktır.

II- Aşırı İfa Güçlüğü

“MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

Yukarıda detaylı olarak açıklandığı gibi imkansızlık hükümlerinin uygulanması için borcun ifası hukuki veya fiili olarak imkansız olmalıdır. Borcun ifasının olağanüstü biçimde zorlaşması veya borçluya beklenmedik derecede aşırı bir yük yüklemesi halinde imkansızlıktan değil aşırı ifa güçlüğünden söz edilecektir.

A. Aşırı İfa Güçlüğünün Şartları

Aşırı ifa güçlüğünden söz edilebilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu bölümün devamında bu şartları ayrı ayrı inceleyeceğiz.

1- Borçludan ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek şekilde borçlu aleyhine değiştiren bir durumun varlığı

Bu kurumdan yararlanmanın ilk şartı, ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek şekilde borçlu aleyhine hale getirecek bir durumun varlığıdır. Covid-19 salgını başlı başına bu şartı sağlamaya yetmemektedir. Covid-19 salgını veya buna karşı alınan tedbirler borçluyu borçla ilgili olarak ağır biçimde etkilemeli ve bu dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil etmelidir. 

Örneğin faaliyeti yasaklanan bir kuaförün dükkan sahibine olan kira borcu veya yüklü miktarda bozulabilir malzeme sipariş eden kafe işletmecisinin borcu imkansız hale gelmemiştir. Ancak borç ilişkisi öyle bir hale gelmiştir ki borçlunun ilişkiyi sürdürmekte neredeyse hiçbir yararı kalmamışken oluşan mücbir sebebin yarattığı yük tamamen kendisi üzerinde kalmaktadır. 

2- Sözleşmenin kurulması sırasında taraflarca öngörülmeyen, öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum bulunması

Hükmün uygulanmasının ikinci şartı sözleşmenin kurulması sırasında taraflarca öngörülmeyen öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum bulunmasıdır. Covid-19 salgını şüphesiz bu şartı karşılamaktadır. TBK’nın yürürlükte olduğu dönem içerisinde bu ölçekte bir salgın olmadığı için bunu belirten Yargıtay içtihatları bulunmamaktadır ancak gerek kanunun olağanüstü durumları sınırlı sayıda olarak saymaması, gerek Yargıtay’ın farklı durumlarla ilgili uyarlama davalarında bu olağanüstü durumların sınırlı sayıda olmadığını belirtmesi ve tecrübe edilen salgının ve alınan tedbirlerin ağırlığı göz önüne alındığında mahkemelerin Covid-19 salgınının bu şartı karşıladığına karar vermesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olacaktır.

3- Olağanüstü durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması

Üçüncü şart olağanüstü durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkmasıdır. Covid-19 küresel bir pandemi olduğu için şahısların virüsün varlığı veya hastalık ile ilgili sorumlu tutulması söz konusu olmayacaktır. Ancak borçlu, özel olarak o borç ilişkisinin etkilenmemesi için azami tedbirleri almalı, hak kayıplarını asgari seviyede tutmalı ve gerektiğinde karşı tarafı bilgilendirmelidir. Borç ilişkisinin olağanüstü durumdan etkilenmemesi mümkünken borçlunun kusuru ile etkilenir hale gelmesi halinde uyarlama mümkün olmayacaktır. Bu sorumluluk özellikle tacir borçlular için daha sıkı olarak aranacaktır.

4- Borçlunun henüz borcunu ifa etmemiş olması veya ihtirazi kayıtla ifada bulunması

Hükmün uygulama alanı bulması için aranan son şart borcun henüz ifa edilmemiş olması yahut ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutulduğu kaydıyla ifada bulunmuş olmak gerekir. Bu ihtirazi kayıtta bulunmanın özellikle tacirler için en güvenli yolu, noter kanalıyla gönderilecek bir ihtarnamedir. Ancak özellikle tacir olmayan şahıslar için ödeme yapılırken konulacak havale/eft açıklaması da salgın hastalığın niteliği ve evden çıkmama gerekliliği de göz önüne alındığında yeterli kabul edilebilir.

B. Aşırı İfa Güçlüğünün Sonuçları

Aşırı ifa güçlüğünün şartları gerçekleştiği durumda borçlunun aşamalı olarak iki hakkı vardır. Borçlunun öncelikli olarak kullanması gereken hak hakimden sözleşmenin uyarlanmasını isteme hakkıdır. Aşırı ifa güçlüğüne maruz kalan borçlu hakime başvurarak sözleşmenin koşullarının denkleştirici adalet ilkesi kapsamında tadil edilmesini ve sözleşmenin hakkaniyetli hale getirilmesini talep edebilir.  Örneğin işletmesi alınan tedbirler kapsamında kapatılan bir kiracı uyarlama davası açtığı takdirde hakim durumun özelliklerini takdir ederek işletmenin devlet tedbirleri sonucunda kapalı kaldığı süre için daha az kira ödemesine veya kira ödememesine karar verebilecektir. Buradaki amaç tüm ülkeyi ve ekonomiyi etkileyen salgının tüm yükünü bir kesin üzerine yıkmamak, yükü denkleştirerek hakkaniyeti ve adaleti sağlamaktır.

Ancak sözleşmenin uyarlanarak hakkaniyete uygun hale getirilmesinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı hallerde sözleşmeden dönülmesi mümkündür. Sözleşmeden dönme için mahkemeye başvurmak gerekmemektedir ancak dönme hakkı hakim kararı ile uyarlamaya göre ikincil nitelikte olduğu için uyarlamanın mümkün olup olmadığı çok dikkatli biçimde analiz edilmelidir. Sözleşmeden tek taraflı olarak dönülmesi halinde karşı tarafın haksız olarak sözleşmeden dönme iddiasıyla dava açması halinde mahkeme uyarlamanın mümkün olacağı kanaatine varırsa dönme işlemi haksız dönme olarak kabul edilecek, madde hükmünden yararlanmak mümkün olmayacaktır. Geçerli olarak sözleşmeden dönülmesi durumunda sözleşme hiç yapılmamış sayılacak ve taraflar sözleşme yapılmadan önceki durumlarına getirilecektir. Bu kapsamda borçlunun daha önce almış olduğu ödemeler veya edimler varsa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekecektir. Eğer sözleşme kira sözleşmesi gibi sürekli edimli bir sözleşmeyse bu durumda geçmişe etkili bir dönme değil, ileriye etkili fesih söz konusu olacaktır.

III- Sonuç 

Sonuç olarak ülkemizin ve dünyanın yaşadığı bu zor günlerde zorlukların olumsuz etkisinin yalnızca belirli şahıslara yüklenmesi beklenemez. Yapılması gereken şey, öncelikle bir ifa imkansızlığının mı; aşırı ifa güçlüğünün mü söz konusu olduğunu tespit etmek, sonrasında zararların artmaması için karşı tarafı her türlü gelişme ile ilgili bilgilendirmektir. Aşırı ifa güçlüğü bulunduğu hallerde borçlarını ifa edecek borçluların aşırı ifa güçlüğü kaydı düşmeleri hak kaybı yaşamamaları için oldukça önemlidir.